Aşk filmleri, her daim iyi gelir insana. İster mutlu bir beraberliğiniz olsun ister olmasın “umut” verir, keyiflendirir insanı. Romantizm dolu, dram olması da gerekmez, bizi güldüren aşk filmleri de vardır elbette. Birçok romantik film var tabii beğenerek izlediğimiz, saymakla bitmez ama Trendbook zamanında iz bırakan birkaç filmi sizler için seçti.

Letters to Juliet

Tim Sullivan’ın senaryosunu, Lise ve Ceil Friedman’ın kitabından uyarladığı filmin başrolünde Amanda Seyfried yer alıyor. Filmde, İtalya’da tatilde olan Amerikalı kız Sophie üzerinde “Juliet’e Mektup” yazan bir mektup bulur ve ardından mektupta adı geçen aşıkları kavuşturmak için mektubu yazan Claire, yakışıklı torunu Charlie ve Sophie yola koyulurlar.

When Harry Met Sally

Harry ve Sally Chicago Üniversitesi’nde okurlar fakat birbirleriyle ancak mezuniyetten sonra New York’a giderken tanışırlar. Yolda geçen sohbetler sonunda ‘Kadın ile erkek sadece arkadaş olamaz’ kanısına varırlar. New York’a varınca herkes kendi hayatını yaşar fakat arada görüşüp birbirlerine olan bitenden bahsederler. Harry eşinden, Sally de sevgilisinden ayrılır ve aralarında iyi bir dostluk başlar. İkili artık birbirine aşık olmamak için büyük çaba sarf edecektir. Meg Ryan’ın rol aldığı bu romantik komedide de oyuncuya Billy Crystal eşlik etti.

Bridget Jones’un Günlüğü (Bridget Jones’s Diary)

Helen Fielding’in çok satan kitabından beyazperdeye uyarlanan filmde, 30’lu yaşlardaki kiloları ve aşktan umutsuz Bridget Jones’un (Renee Zellweger) kendine taban tabana zıt avukat Mark Darcy (Colin Firth) ile zaman zaman kahkahaya boğan aşkını anlatıyordu. Filme ayrı bir renk katan isim ise iflah olmaz çapkın rolündeki Hugh Grant idi.

The Notebook

Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar önceden kopup gelen bir aşk hikayesi… 40’lı yıllarda ABD’de yer alan sahil kasabası Seabrook’a genç bir kız gelir. Ailesiyle geçireceği sakin bir yazı hayal eden Allie (Rachel McAdams) bir karnavalda tanıştığı Noah’la (Ryan Gosling) yakınlaşır. Noah, kızı gördüğü anda hayatını birleştirmesi gereken insan olduğunu anlar. Zengin bir aileden gelen genç kız, değirmende çalışan bir işçi olan delikanlı ile geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşı’nın kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan Noah savaştan döner. Oysa Allie gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı Lon ile evlenmek üzeredir.

P.S. I Love You

Güzel ve akıllı bir kadın olan Holly Kennedy, eşi Gery ile oldukça mutlu bir evlilik sürdürmektedir. Ancak aldıkları bir haber ikisini de derinden etkileyecektir. Gery hastadır ve kurtulma umudu çok azdır. Bunu öğrenen Holly, kocasından daha kötü bir ruh haline girer. Kocasını kaybettikten sonra Holly’nin yeniden nasıl iyi olacağını kimse bilmemektedir. Ancak Holly’yi çok iyi tanıyan Gery ölmeden önce sevgili karısına farklı zamanlarda eline ulaşacak şekilde düzenlenmiş bir dizi mektup yazmıştır. İlkini 30. doğumgününde alan ve büyük bir şok yaşayan Holly için bu mektuplar artık bir yol göstericidir. Kocasından sonra hayata yeniden bağlanmayı öğrenecek ve onun sayesinde kendisinin bilmediği yönleriyle karşılaşacaktır.

Hayalet (Ghost) 

Molly (Demi Moore) ve Sam (Patrick Swayze), genç ve aşıktı. Ama aşkları bir gece sokakta önlerini kesen bir adamın tabancasından çıkan kurşunlarla sekteye uğradı, ama bitmedi. Sam, cinayeti aydınlatmak ve sevdiğini korumak için geri döndü. Filmin bir diğer yıldızı ise ünlü çifte eşlik eden Whoopi Goldberg’di.

Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany’s)

Truman Capote’un hikayesinden beyazperdeye uyarlanan klasikleşmiş bu filmde, Audrey Hepburn başroldeydi. Filmde, hayatta tutunamamış iki kaybeden insanın dokunaklı aşk hikâyesi anlatılıyor. En güzel, siyah beyaz klasik filmlerden olan Tiffany’de Kahvaltı’nın müzikleri de harika… Audrey Hepburn’ün artık klasikleşmiş kıyafetleri ve gözlükleri de hatırlanmaya değer.

Before Sunrise & Sunset & Midnight

Richard Linklater’ın 1995 yapımı ünlü filmi “Before Sunrise”, Julie Delpy’nin canlandırdığı Fransız genç kızla, Ethan Hawke’ın oynadığı Amerikalı genci Viyana’da birkaç saat için bir araya getiren bir romantik filmdi. Çok sevilen yapımın devam filmi 2004’de “Before Sunset” adıyla izleyici karşısına çıktı. Yine Linklater yönetmen koltuğunda, Hawke ve Delpy başrollerdeydi. Film, Paris’te geçiyor ve iki karakteri yeniden karşı karşıya getiriyordu. Aradan bir dokuz yıl daha geçtikten sonra Delpy ve Hawke, “Before Midnight”la bir kez daha buluşuyorlar. Bir kez daha Linklater’ın yönetmen koltuğuna oturduğu filmin mekanı bu kez Yunanistan…

Melekler Şehri (City of Angels)

Başarılı bir kardiyoloji cerrahı olan Maggie Rice (Meg Ryan) başarılı giden bir ameliyat esnasında nedensiz yere hayata veda eden hastasını geri döndürmek için elinden geleni yapar ancak hastasını kurtaramaz. Bu acı olay sonrasında kendisine olan güvenini kaybeden kadın artık daha umutsuz, daha mutsuzdur. Bu sırada Los Angeles semalarında gezinen melek Seth (Nicolas Cage), Maggie’nin bu çabalarını görmüş ve fazlasıyla etkilenmiştir. Maggie’nin üzülmesine dayanamayan Seth, güzel kadına çoktan aşık olmuştur. Vakit Maggie’yi yaşama döndürme vaktidir ve Seth aşkı için melekliğinden vazgeçecektir. Ancak bu karmaşık düzende insan olarak yaşamak zannettiği kadar kolay mıdır?

50 İlk Öpücük (50 First Dates)

Henry Roth (Adam Sandler), bir Hawaii cennetinde sonsuz sayıda kadınla hiçbir bağ kurmadan gönlünce yaşamakta olan bir doktordu. Ta ki Lucy Whitmore (Drew Barrymore) ile tanışana denk. Henry ve Lucy birbirlerinden gerçekten hoşlanırlar ve aralarında ciddi bir ilişki başlamak üzeredir. Ancak Lucy, ertesi gün uyandığında, Henry’i tanımaz ve bu durum genç adamı çok şaşırtır. Çok geçmeden Henry, genç kadının kısa süreli hafıza sorununun olduğunu fark eder. Lucy her sabah uyandığında yaşadığı önceki günü hatırlamamaktadır. Yine de Henry, bu durumun, kendisine engel teşkil etmesine izin vermemekte kararlıdır. Her yeni günde Lucy’i kendisine bir kez daha aşık edebilmek için mücadele etmekten asla vazgeçmeyecektir.