Dünyayı Geziyorum programının sunucusu Özlem Tunca Esirgenç, Trendbook’a özel tatil önerileri vermeye devam ediyor. Şimdi de Yunan Adaları’nın en büyüğü Rodos’u kaleme aldı.Yunan Adaları’nın en büyüğü Rodos’u tatilinizi geçirmek için seçmediyseniz çok geç kalmışsınız. Ülkemizden ulaşımı gayet de basitken daha neyi bekliyorsunuz?” diyen sunucumuzla haydi hemen Rodos’a!

“Aslında tarihte bizden bir parça olan Rodos’ta insan kendi evinde gibi hissediyor. Adaya iner inmez hemen sıcakkanlı insanlarıyla karşılaştık. Yunanistan’ın her yerinde olduğu gibi Rodos’ta da herkes çok sıcakkanlı, misafirperver, yardımsever. Osmanlı’nın misafirperverliği bugün halen mevcut. Elinizde haritanız, çevrenize bakarken yardımcı olabilmek için biri çıkıp geliyor hemen. Türklere de ayrı bir sevgi ve ilgi duyuyorlar. Bugün Yunanistan topraklarında izlenen dizilerimiz de ülkemize olan ilgiyi artırmış durumda. Özellikle ”Muhteşem Yüzyıl”ı çok seviyorlar. Herkes Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını merak ettiği için dizi bağımlılık yapmış durumda. Zaten Rodos ile Süleyman arasındaki ilişki de dillere destan. Rodos’u fetheden Kanuni Sultan Süleyman…

Adada insan hemen gezmeye başlıyor. Ben otele gitmeden kendimi Rodos sokaklarına attım. Tarih ve deniz kokan sokaklarda yürümek olağanüstü.

İlk gün keşfetmekle geçti. Adayı keşfetmenin en iyi yolu yürümek veya bisiklet kiralamak. Ben her ikisini de yaptım. 3 gün boyunca hem yürüdüm hem de bisikletle gezdim. Dar sokaklardan geçerken çiçek kokuları arasında yürümek insanı hayal aleminde gibi hissettiriyor. Tarih, doğa, kültür ve deniz hepsi bir arada bulunan ender tatil rotası Rodos.

Bu muhteşem adada insan yemek yemeyi bile unutuyor desem doğru olur. İlk gün oradan oraya koşarken acıktığımı fark ettim ve eski kent merkezinde Yunan ruhunu yansıtan bir restoranda deniz ürünleriyle dolu bir tabak yiyerek enerjimi topladım. Tabii yeşil sebzelerini de unutmamalı. Dünyanın en sağlıklı mutfaklarından olan Yunan mutfağı insana enerji veriyor. Zaten bizim Akdeniz mutfağı ile oldukça yakın diyebiliriz. Deniz ürünleri ve sebzeler için yaklaşık 10-15 Euro’yu gözden çıkarmalı.

Yemekten sonra, Rodos’un etkisi altında şaşkın şaşkın sağa sola bakarken, alışveriş dükkanlarında hediyelik eşyaları incelerken ayaklarıma kara sular indiğini, yorulduğumu hissettim ve otelime dönüp dinlemeyi yeğledim.

Kanuni Sultan Süleyman’ın ruhunu hissetmek için Rodos

Dinlenmiş, sabah kahvaltımı yapmış güçlü bir şekilde otelden kiraladığım bisiklet ile gezime başladım. Zaten otelim eski kent merkezinde ufak bir oteldi. Tarihi bir binanın içinde manolya kokuları arasında, denize karşı, sevimli butik bir otelde konakladım. Adanın otelleri de ayrı bir konu. Her turistin seveceği oteller. Her bütçeye uygun, en lüksünden en normaline her türlü otel mevcut.

İkinci günümde Rodos Kalesi’ne götürüyor beni ayaklarım. Adada gezecek görecek çok yer var ama ben ilk olarak bizi de yakından ilgilendiren mekana Rodos Kalesi’ne gidiyorum.

Tarihte Rodos önemli bir ada olmuş. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman kimsenin fethedemediği kaleyi fethederek Osmanlı topraklarına katıyor.

Rodos Kalesi Rodos’un en ihtişamlı yapısı. Denizin kenarından yükselen kale göz kamaştırıyor. 4 km. uzunluğundaki kale eski kentin can damarı. Tüm dünyanın ilgi odağı olmayı başarıyor.

İnsan kalede gezerken tarihi sonuna kadar hissediyor. Devasa kale duvarlarının yanından yürürken zamanda yolculuk yapılıyor. Kalenin her yanı, tarihi bugüne taşıyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın kaleyi fethettiği kapı bile bugün sapasağlam.

Kalede gezmek insanın keşif duygusunu artırıyor. Sahip olduğu zengin tarih dikkati üzerine çekiyor. 1480 yılında Rodos Şövalyeleri’nin inşa ettiği dev surlar Fatih Sultan Mehmet’in saldırılarına da karşı gelmiş.

Tarihin bu eşsiz yapısı bugün UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak kabul edilmiş.

Kale oldukça büyük. 6 tane kapısı var. Kapıların her biri de farklı bir köşeye açılıyor.

Zaten kale içinde gezmek insanın yarım gününe mal oluyor. Osmanlı’nın bir çeşit izi var kalede.

Kale içindeki dükkanlar da dikkatimi çekti. Çoğu Türkçe biliyor esnafların. Türk turist o kadar çok gidiyormuş ki, artık Türkçe’yi öğrenmek şart oldu diyorlar. Zaten ben de gezerken o kadar çok Türkle karşılaştım ki, sanki Türkiye’deydim. Ada zaten yılda 2,5 milyona yakın turist çekiyor.

Şövalyeler Caddesi

Kalenin hemen ardından Şövalyeler Caddesi’ne düşüyor yolum. Upuzun tarihi yapılarla donanmış bir cadde. Yol boyu ufak mekanlar dikkat çekiyor. Bu mekanlar şövalyelerin toplanma mekanları olmuş. Cem Sultan’ın oğlu Murad’ın da atıldığı söylenen zindan da bu yol üstünde yer alıyor.

Eski Rodos’un en meşhur, en çok turist çeken caddesi burası. İnsan buraları fotoğraflamak için can atıyor.

Şövalyeler Sarayı / Büyük Üstadlar Sarayı

Malta veya Rodos Şövalyeleri olarak da bilinen St. Jean Şövalyeleri’nin Sarayı da gezilecek yerler arasında. Görkemli bir sarayla ziyaretçilere merhaba diyen sarayın önündeki şövalye anıtı da turistlerin ilgi odağı oluyor. Şövalye Anıtı’nın ardındaki Süleymaniye Camii de tarihin ayrı bir manzarasını sunuyor. Burada bulunmak insana “İyi ki gelmişim” dedirtiyor.

Malta Şövalyeleri, Kudüs’ten sonra Rodos’a gelmişler ve 1309 yılında Rodos’u ele geçirmişler. Ardından Osmanlı’nın fethiyle Malta’ya gidiyorlar.

Bugün zengin tarihin her köşesi insanın elinin altında oluyor. Aynı zamanda yapıların içinde müzeler de bulunuyor. Bu müzelerden biri olan Arkeoloji Müzesini gezdim ben. Herkese tavsiye ederim.

Eski Çarşı

Rodos eski ve yeni kent merkezi olarak ikiye ayrılıyor. Turistlerin ilgisi önce eski kent merkezine kayıyor. Geçmişin aynası olan eski kentte kalenin hemen yanı başında ”Eski Çarşı” yer alıyor. Sanki asırlar öncesinde yürüyor insan. Eski Çarşı’da Rodos’u anlatan hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar, el sanatlarının, kumaşların, şapkaların, kıyafetlerin satıldığı dükkanlar, kafeler, restoranlar yer alıyor. Buradan muhakkak bir magnet almalı.

Yunan Tatları

Eski Kent’te yapılacak en iyi işler arasında tabii ki de Yunanistan’ın yöresel yemeklerini tatmak var. Bu keyfi yaşayın.

İnsan yorgun yorgun oteline giderken keşfetmenin ve öğrenmenin mutluluğunu yaşıyor. 400 yıl boyunca Muhteşem Süleyman sayesinde bizim topraklarımızda kalan Rodos’u gezmenin mutluluğu bir başka oluyormuş.

Osmanlı eserlerinin güneş gibi parlaması

Güneş pırıl pırıl parlarken, havada da mis gibi gezme havası varken, deniz de çarşaf gibi bana merhaba derken “Acaba bugün ne göreceğim?” diye heyecanla düşüyorum yollara.

Ey Rodos sen ne güzel bir yersin. Ecdadımızın ayak bastığı topraklar diyorum.

Bugün gezi listemde Kanuni Sultan Süleyman Külliyesi, Hipokrat Meydanı, İbrahim Paşa Camii, Saat Kulesi, Mandraki Limanı var.

Rodos’a kadar gidilir de Kanuni’nin külliyesi görülmez mi hiç? 1523 yılında yapılan camii adanın en görkemli ve en önemli eserlerinden. Sokrates Sokağı’nın sonunda yer alıyor. Pembe rengi hemen her yerden görülüyor.

Ben külliyeye gelmişken önce kütüphanesini gezdim. Kütüphanesi gerçekten çok güzel. İçi tarih kokuyor buram buram. Kütüphanede orijinal eserler var. Kitaplar, el yazması Kur’an-ı Kerimler sergileniyor. Bir müze görevini üstleniyor. Tarihte kütüphanenin yanında aş evi de varmış. Bugün, aş evinde kullanılan kazanları da görmek mümkün. Cami de vardı ama o gün kapalıydı.

İnsan burada gezerken bir de bahçe de soluklanmayı ihmal etmiyor.

Hipokrat Meydanı

Gezgin bir insan olarak Hipokrat Meydanına da uğruyorum. Hipokrat Meydanı adından dolayı ilgimi çekti. Doktorların ettiği yemin… Bir Yunan Adası olan Kos’ta doğan Hipokrat’ın rivayete burada tıp dersleri verdiği söyleniyor.

Burada gezmek de çok iyi geliyor bana. Geniş meydanı binlerce turist ağırlıyor. Çeşmenin yanında durmak suyun serinliğini almak lazım.

Buradan yürüyerek ara sokaklardan geçerek, yer yer alışveriş yaparak İbrahim Paşa Camii’ne ulaşıyorum. 5 dakikalık yürüme mesafesinde.

Ben gittiğimde Süleymaniye Camii kapalıydı. Ama Rodos’taki tek açık olan cami olduğu söyleniyor.

Tarihi yapıların arasından, Bursa’yı andıran kent dokusuyla kendini gösteren minaresi oldukça güzel bir hava katıyor.

İbrahim Paşa Camii’ne yürürken insan kalabalığı aşmak zorunda kalıyor. Kalabalık özellikle öğleden sonra oldukça artıyor.

Camiye ulaşınca her ne kadar kapısı kilitli olsa da avlusunun havasını içime çekmeyi ihmal etmiyorum. Dile kolay 400 yıllık bir geçmişin içine giriyor insan. Duvardaki süsleri hemen dikkat çekiyor.

Tabii öğlen vakti gelip çatıyor. Karnım acıkınca meydanda  güzel bir restorana giriyorum abartarak yiyorum tabii. Deniz ürünlerinin her çeşidini insanın yedikçe yiyesi geliyor.

Tüm bunların dışında denize girilecek yerler de var Rodos’ta. Benim vaktim olmasa da girmek için pırıl pırıl plajları olduğunu söyleyebilirim.

Ben muhteşem zaman geçirdim. En kısa zamanda sizin de gitmenizi öneririm. Çünkü muhakkak görülmesi gereken bir yer. Bizi yakından ilgilendiren bir destinasyon…”

ÖZLEM TUNCA ESRİGENÇ’İN MİKONOS TATİLİ İÇİN TIKLAYIN!

ÖZLEM TUNCA ESİRGENÇ’İN HURGHADA TATİLİ İÇİN TIKLAYIN!